I. Muhdesat Kavramı
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 22.12.1995 tarih ve 1/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca muhdesat; bir arazi üzerinde yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları ifade etmektedir. İçtihadı Birleştirme Kararında ayrıca muhdesatın mütemmim cüz, diğer bir deyişle bütünleyici parça niteliğinde olduğu ifade edilmiştir. Türk Medeni Kanununun 684. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, “bütünleyici parça, yerel âdetlere göre asıl şeyin temel unsuru olan ve o şey yok edilmedikçe, zarara uğratılmadıkça veya yapısı değiştirilmedikçe ondan ayrılmasına olanak bulunmayan parçadır.” Türk Medeni Kanununun bütünleyici parçanın kapsamını açıklayan 718. maddesinin 2. fıkrası uyarınca “bu mülkiyetin kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer.”
Bu kapsamda muhdesat; bir arazi üzerindeki geçici ve taşınabilir olmayan, taşınmaza sıkı sıkıya bağlı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları ifade etmektedir. Örneğin; bina, depo, duvar, meyve ağacı, su kuyusu gibi unsurlar muhdesat kapsamında değerlendirilebilir. Taşınmazdan kolayca ayrılabilen nitelikteki şeyler ise muhdesat sayılamayacaktır.
İlaveten muhdesat için faydalı veya zorunlu masraflar yapılması, muhdesatın meydana getirildiği anlamına gelmemektedir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 2019/2245 Esas, 2021/2982 sayılı ve 31.03.2021 tarihli Kararı uyarınca, “…O halde, davacı tarafından taşınmaz üzerine daha önce mevcut bir muhdesata yeni bölümler ilave edilmesi, muhdesatın tamamlanması veya mevcut muhdesatın bakım ve onarımının yaptırılması bağımsız bir muhdesat meydana getirme niteliğinde olmadığından, davacının eve ve ilave odaya yönelik talebinin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi de hatalı olmuştur.”
Muhdesatı meydana getirmeyen fakat faydalı veya zorunlu masraf yapan kişinin talepleri genellikle sebepsiz zenginleşme kapsamında değerlendirilmektedir. Fakat bu noktada zamanaşımı hususuna dikkat edilmesi gerekmektedir. Zira 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 82. maddesi uyarınca “sebepsiz zenginleşmeden doğan istem hakkı, hak sahibinin geri isteme hakkı olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde zenginleşmenin gerçekleştiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.”
II. Muhdesatın Hukukî Niteliği
Bütünleyici parça olmasının bir sonucu olarak muhdesat, sahibine taşınmaz mülkiyetinden ayrı, bağımsız bir aynî hak sağlamamaktadır. Muhdesat sahibinin hakkı, sadece bir şahsî haktır. Bunun neticesinde “üst arza tabidir” ilkesi gereğince, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti de istenemeyecektir.
Kural olarak muhdesatı meydana getiren ve tapu maliki olmayan üçüncü kişinin muhdesatın aidiyetinin tespiti davası açmada hukukî yararının bulunduğu kabul edilmemektedir. Bu durumda sebepsiz zenginleşme (Bkz. Türk Borçlar Kanununun 77-82. maddeleri) hükümlerine göre talepte bulunulabilecektir. Fakat kamulaştırma ve kentsel dönüşümle ilgili durumlarda üçüncü kişinin hukuki yararının varlığı kabul edilmektedir. Örneğin; Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 2016/2612 Esas, 2019/2516 sayılı ve 11.03.2019 tarihli Kararı uyarınca “…Kamulaştırma ve kentsel dönüşümle ilgili durumlarda muhdesatın tespiti davasının muhdesatı meydana getiren üçüncü kişi tarafından da açılması mümkündür…”
III. Muhdesatın Aidiyetinin Tespiti Davasının Hukukî Yarar Şartı Ekseninde Amacı
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 106. maddesinin ilk iki fıkraları uyarınca, “(1) Tespit davası yoluyla, mahkemeden, bir hakkın veya hukukî ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilir.
(2) Tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmalıdır.”
Muhdesatın aidiyetinin tespiti davasının açılabilmesi için güncel hukukî yararın somut ve mevcut bir menfaate dayanması gerekmektedir. Uygulamada muhdesatın aidiyetinin tespiti davası, ortaklığın giderilmesi davasında satış bedeli ile paydaşlara düşecek miktarın ve kentsel dönüşüm süreçlerinde hak sahipliğinin belirlenmesi, kamulaştırma bedellerinin dağıtımı gibi amaçlarla açılmaktadır.
Güncel hukukî yarar muhdesatın aidiyetinin tespiti davası bakımından bir dava şartı teşkil etmekte olup yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hâkim tarafından da re’sen gözetilir. Hukukî yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmelidir. Taşınmaz hakkında mevcut durumda hiçbir somut uyuşmazlığın olmadığı, neticesinde herhangi bir hak kaybının önlenmediği durumlarda muhdesatın aidiyetinin tespiti davasının açılmasında güncel hukukî yararın varlığı kabul edilmemektedir.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 2024/2474 Esas, 2025/833 sayılı ve 17.02.2025 tarihli Kararı uyarınca, “…Dosya içeriği ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık; muhdesatın aidiyetinin tespiti istemine ilişkindir…Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (6100 s.lı HMK 106/2 m) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararın bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re’sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir (HMK 114/1-h, 115 m.).”
IV. Muhdesatın Aidiyetinin Tespitinde İspat Meselesi
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 6. maddesi uyarınca “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” Bu kapsamda ispat yükü üzerinde olan davacının dava konusu muhdesatları kendisinin meydana getirdiğini yasal delillerle kanıtlaması gerekmektedir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 2016/8129 Esas, 2016/9639 sayılı ve 02.06.2016 tarihli Kararı uyarınca,
“…Taşınmaz üzerindeki muhdesatın kim tarafından meydana getirildiğinin tespitine ilişkin davalarda Mahkemece araştırılması gereken husus, muhdesatın kim tarafından, hangi gelirlerle, kimin adına ve hesabına yaptırıldığıdır.”
Bu kapsamda muhdesatın niteliği, ne zaman meydana getirildiği, kim tarafından yapıldığı, kimin adına ve hesabına yapıldığı, muhdesatın taşınmaz üzerindeki ekonomik etkisi (özellikle ortaklığın giderilmesi davalarında muhdesat – arz oranının belirlenmesinde) ispatlanırken; tanık ve mahalli bilirkişi beyanları, keşif, bilirkişi incelemesi, kadastro tutanakları (Kadastro Kanununun 19. maddesi uyarınca, “taşınmaz mal üzerinde malikinden başka bir kimseye veya paydaşlarından birine ait muhdesat mevcut ise bunun sahibi, cinsi, ihdas tarihi ve iktisap sebebi belirtilerek tutanağın ve kütüğün beyanlar hanesinde gösterilir.”), tapu kayıtları (özellikle beyanlar hanesi), elektrik ve su abonelikleri, hava fotoğrafları (özellikle muhdesatların yapılma yahut dikilme tarihinin tespiti bakımından) gibi deliller kullanılabilecektir.
Muhdesatın Aidiyetinin Tespiti Davalarının Uygulama Alanları ve Özellikle Ortaklığın Giderilmesi Davaları
Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 2024/1018 Esas, 2024/5567 sayılı ve 09.12.2024 tarihli Kararı uyarınca, “…Öğretide ve Yargıtay’ın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir.”
a. Ortaklığın Giderilmesi (İzale-i Şuyu) Davalarında Muhdesat
Ortaklığın giderilmesi davaları, paylı (müşterek mülkiyet) veya elbirliği (iştirak hâlinde mülkiyet) mülkiyetine konu bir taşınmaz yahut taşınır mal üzerindeki ortaklık ilişkisinin sona erdirilmesi ve malın hak sahibi olanlar arasında aynen veya nakden paylaştırılmasını sağlamaktadır. Taşınmaz üzerindeki muhdesatlar bütünleyici parça niteliğinde olduğundan kural olarak arzdan ayrı satılamayacaktır. Muhdesatın aidiyetinin tespiti çoğunlukla ortaklığın giderilmesi davalarında önem kazanmaktadır. Zira bu durumda muhdesatın hangi ortak tarafından meydana getirildiğinin tespiti doğrudan ekonomik sonuç doğuracak olup, bu belirleme yapılmadan satış bedelinin adil paylaşımı yapılamayacaktır. Bu kapsamda davacının güncel hukuki yararı mevcuttur.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 165. maddesi uyarınca, “bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir.
Bir davanın incelenmesi ve sonuçlandırılması başka bir davanın veya idari makamın çözümüne bağlı ise mahkeme, ilgili tarafa görevli mahkemeye veya idari makama başvurması için uygun bir süre verir. Bu süre içinde görevli mahkemeye veya idari makama başvurulmadığı takdirde, ilgili taraf bu husustaki iddiasından vazgeçmiş sayılarak esas dava hakkında karar verilir.”
Ortaklardan birinin muhdesat iddiasında bulunması durumunda öncelikle muhdesat iddiasını kabul edip etmediklerine dair tüm tarafların beyanlarının tespit edilmesi, muhdesat konusunda ihtilaf bulunduğunda muhdesat iddiasında bulunan davalılara muhdesatın aidiyetinin tespiti hususunda dava açmak için uygun bir süre verilmesi, açılması durumunda da muhdesatın aidiyetinin tespiti davasının bekletici mesele yapılarak sonucunun beklenmesi gerekmektedir.
Tüm tarafların muhdesat iddiasını kabul etmesi veya muhdesatın aidiyeti davası açılıp da muhdesatın davalılara aidiyetine karar verilmesi halinde; bilirkişiden rapor alınmak suretiyle satış bedelinden ne kadarının muhdesata isabet ettiğinin yüzdelik oran kurulmak suretiyle belirlenerek, muhdesata isabet eden kısmın muhdesat sahibi paydaşa, geri kalan bedelin payları oranında tüm paydaşlara dağıtılması ve dağıtım oranlarının hükümde açıkça gösterilmesi gerekmektedir (Bkz. Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 2017/636 Esas, 2020/7096 sayılı ve 10.11.2020 tarihli Kararı, Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 2023/2219 Esas, 2023/2702 sayılı ve 18.05.2023 tarihli Kararı). Bu şekilde hakkaniyete uygun olacak şekilde muhdesatı meydana getiren kişinin emeğinin korunması sağlanmaktadır. Mahkemece verilen süre içerisinde dava açılmadığı takdirde ise o konuda uyuşmazlık yokmuş gibi davaya devam edilmesi gerekmektedir.
Ortaklığın giderilmesi davasının açıldığı sırada muhdesatın aidiyetinin tespiti davasını açmaya ilişkin dava şartı olan güncel hukukî yarar, ortaklığın giderilmesi davasının sona ermesi durumunda ortadan kalkacaktır. Zira Yargıtay 8.Hukuk Dairesinin 2016/10195 Esas, 2016/10371 sayılı ve 13.03.2016 tarihli Kararı uyarınca “…Somut olaya gelince; dava konusu … parsel sayılı taşınmazdaki ortaklığın giderilmesi amacıyla … 1. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin … sayılı dosyasında dava açıldığı, bu davada muhdesatın tespiti davasının bekletici sorun yapılmadığı ve ortaklığın giderilmesi davasının sonuçlandığı, dolayısıyla davacının başlangıçta var olan güncel hukuki yararının da ortadan kalktığı anlaşılmaktadır. Bu durumda davacının güncel hukuki yararının bulunduğundan söz edilemez. Mahkemece hukuki yarar yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine (HMK 115) karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olmuş, bozmayı gerektirmiştir.”
Taşınmaz üzerindeki muhdesatın paydaşlardan birine değil de üçüncü kişiye ait olması durumunda, bu kişinin muhdesat sahibi olarak davaya dahil edilmesi mümkün değildir. Zira Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 2019/4121 Esas, 2019/8775 sayılı ve 17.12.2019 tarihli Kararı uyarınca “…Bütünleyici parçanın (muhdesat) arzın paydaşlarına (ortaklarına) değil de üçüncü şahsa ait olduğunun anlaşılması halinde bu kimseyi muhdesat sahibi olarak davaya dahil etmek ve ona satış bedelinden pay vermek mümkün değildir.” Bu kapsamda, üçüncü kişi olan muhdesat sahibi veya mirasçıları, ortaklar aleyhine şartları mevcutsa sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanarak tazminat yahut alacak davası açabilir, bazı durumlarda haksız yapı (TMK m. 724) hükümlerine dayanarak talepte bulunabileceklerdir.
Ortaklığın giderilmesi davalarında, diğer paydaşlara muhdesat iddialarını kabul edip etmediklerine ilişkin beyanları alınmadan muhdesatın aidiyetinin tespiti davası açılması durumunda, davalıların davaya sebebiyet verip vermeyeceğinin tartışılmadığı, bu kapsamda yargılama giderleri ve vekâlet ücretlerinden sorumlu tutulamayacakları kabul edilmektedir. (Bkz. Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 2012/5424 Esas, 2012/7675 sayılı ve 07.11.2012 sayılı Kararı)
b. Kamulaştırma (İstimlak) İşlemlerinde Muhdesat
Kamulaştırma, devletin veya kamu kurumlarının, kamu yararına dayalı olarak gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamına veya bir kısmına rızaları dışında el koyması işlemidir (1982 tarihli T.C. Anayasasının “Kamulaştırma” başlıklı 46. maddesi). Bu durumda muhdesatın kime ait olduğunun tespiti, kamulaştırma bedelinin ödenmesinde önem arz etmekte olup davanın açılmasında güncel hukukî yarar bulunmaktadır.
c. Kentsel Dönüşüm ve Benzeri Dönüşüm Süreçlerinde Muhdesat
Taşınmazın kentsel dönüşüm veya benzeri bir dönüşüm sürecine girmesi durumunda, o taşınmaz üzerindeki muhdesatın kime ait olduğunun belirlenmesi, dönüşüm neticesinde doğacak hak veya bedel paylaşımı etkilemektedir. Bu kapsamda, dönüşüm neticesinde ortaya çıkacak menfaatin korunabilmesi açısından muhdesat davasında güncel hukukî yarar bulunmaktadır.
V. Sonuç
Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, muhdesatın aidiyetinin tespiti davaları Yargıtay’ın ısrarlı içtihatlarıyla da altı çizilen “güncel hukuki yarar” kavramıyla sınırları oldukça net bir şekilde belirlenen; ortaklığın giderilmesi, kamulaştırma ve kentsel dönüşüm ile benzeri dönüşüm süreçlerinde hak dengesini gözetmek amacıyla tanınmış bir güvence niteliğindedir.
VI. Konuya İlişkin Yargıtay İçtihatları
Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 2024/1018 Esas, 2024/5567 sayılı ve 09.12.2024 tarihli Kararı
“…Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (4721 s.lı TMK 684/1 m). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK 718 m). 22.12.1995 tarih ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi Eşya Hukuku’nda, muhdesattan, bir arazi üzerinde yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir.
Muhdesat, sahibine arazi mülkiyetinden ayrı, bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Muhdesat sahibinin …, sadece şahsi bir haktır (TMK 722, 724, 729 m.ler). Taşınmaz üzerindeki bina, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez. Ne var ki; çoğun içinde az da vardır kuralı gereğince, muhdesatın mülkiyetinin aidiyetinin tespiti isteğinin, muhdesatı meydana getirenin tespitini de kapsadığı kabul edilmelidir.
Öğretide ve Yargıtay’ın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir.
Bu açıklamalardan sonra somut olaya gelince; taraflar arasında Aybastı Sulh Hukuk Mahkemesinin 2019/341 Esas sayılı dosyasında görülmekte olan ortaklığın giderilmesi davasında, dava konusu muhdesatın zemin kat + 1-2-3. normal katları yönünden davalı tarafın açık bir kabulü bulunmadığından, davacının taşınmaz üzerinde bulunan muhdesatın tüm katlarına yönelik aidiyetinin tespitini istemesinde hukuki yararı vardır…”
Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 2019/2245 Esas, 2021/2982 sayılı ve 31.03.2021 tarihli Kararı
“…Taşınmaz üzerine daha önce mevcut bir muhdesata yeni bölümler ilave edilmesi, muhdesatın tamamlanması veya mevcut muhdesatın bakım ve onarımının yaptırılması bağımsız bir muhdesat meydana getirme niteliğinde olmayıp mevcut muhdesatın daha kullanılır hale gelmesini, bir başka deyişle muhdesattan sağlanacak faydanın artmasını sağlayan işlerdir. Bu işler için harcanan giderler de muhdesatın değerini artıran faydalı ve zorunlu giderlerdendir.
İyileştirici nitelikteki giderleri tek başına karşılayan taşınmaz malik ya da maliklerinin koşullarının varlığı halinde bu giderlerden paylarına düşen kısmını TBK’nin 77 ve onu izleyen maddeleri hükmüne ve sebepsiz zenginleşme kurallarına göre açacağı eda nitelikli bir alacak davası ile taşınmazın diğer maliklerinden isteyebileceği kuşkusuzdur. İyileştirme giderlerini yapan malik ya da maliklerin taşınmazın ortaklığının giderilerek satılması ve muhdesattan yararlanmalarının son bulması ile istenebilir hale gelecek bu giderler için eda nitelikli alacak davası açma hakkı mevcut iken önceden bu iyileştirme giderlerinin tespitini dava etmekte hukuki yararı bulunduğundan söz edilemez.
Açıklanan ilke kapsamında tüm dosya kapsamı incelendiğinde, davacının dava konusu taşınmazlar üzerinde bulunan evin bakımı için yapılan masrafların ve eklentilerinin kendisi tarafından yapıldığını belirterek tespitini talep ettiği, Bölge Adliye Mahkemesince evin bakım ve onarım işleri ve ilave odanın davacı tarafından yaptırıldığı kabulü ile bu muhdesatların davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine karar verildiği görülmüş, yargılama aşamasında dinlenen taraf tanıkları ve mahalli bilirkişilerin anlatımlarından evin davacı ve tarafların murisi tarafından birlikte inşa edildiği belirlenmiştir.
O halde, davacı tarafından taşınmaz üzerine daha önce mevcut bir muhdesata yeni bölümler ilave edilmesi, muhdesatın tamamlanması veya mevcut muhdesatın bakım ve onarımının yaptırılması bağımsız bir muhdesat meydana getirme niteliğinde olmadığından, davacının eve ve ilave odaya yönelik talebinin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi de hatalı olmuştur…”
Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 2016/2612 Esas, 2019/2516 sayılı ve 11.03.2019 tarihli Kararı
“…Muhdesatın mülkiyetinin aidiyetinin tespiti talebinin niteliğine gelince, taşınmaz üzerindeki bina, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez ve kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez. Çoğun içinde az da vardır kuralı gereğince, muhdesatın mülkiyetinin aidiyetinin tespiti ve tapunun beyanlar sütununa tescili isteğinin, muhdesatı meydana getirenin tespiti isteğini de kapsadığı kabul edilmelidir. Bu tür davalarda, güncel hukuki yararın mevcut olması ve iddianın kanıtlanması durumunda, muhdesatın davacı tarafça meydana getirildiğinin tespitine karar verilmesi gerekir. Tapu maliki olmayan davacının muhdesatın tespiti isteğine gelince, kural olarak, malik olmayan davacının, sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre taleple bulunması mümkün iken, muhdesatın tespiti davasını açmasında hukuki yarar bulunmamaktadır. Kamulaştırma ve kentsel dönüşümle ilgili durumlarda muhdesatın tespiti davasının, muhdesatı meydana getiren üçüncü kişi tarafından da açılması mümkündür.
Somut olaya gelince; her ne kadar Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş ise de, davacılar tarafından aidiyetinin tespiti istenen dava konusu kavak ağaçlarının niteliği itibariyle, belli bir süre arz üzerinde kaldıktan ve belli bir büyüme süresine geldikten sonra kesilecek ağaç türlerinden olduğu, ticari maksatla dikilen ve olgunlaştığında yani bir süre sonra kesilip yararlanılmak üzere dikilen kavak ve söğüt gibi ağaçların taşınmazın mütemmim cüzü yani tamamlayıcı parçası niteliğinde kabul edilmediği, 22/12/1995 tarih ve 1/3 sayılı Yargıtay içtihadı Birleştirme Kararında ise, muhdesatın, mütemmim cüz niteliğinde olduğu, bir başka deyişle geçici ve taşınabilir olmaması ve taşınmaza sıkı sıkıya bağlı bulunması gerektiğini söylemenin yanlış olmayacağının vurgulandığı, kavak ve söğüt gibi ağaçların ise muhdesat niteliğinde olmadığı, taşınır hükümlerine tabi mal niteliğinde olduğu, bu nedenle sorunun çözümünün TMK’nin 728. ve 729. maddelerinde aranması gerektiği karşısında, Mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeler ile kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir…”
Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 2019/4121 Esas, 2019/8775 sayılı ve 17.12.2019 tarihli Kararı
“…Paydaşlığın (ortaklığın) satış yoluyla giderilmesi halinde dava konusu taşınmaz üzerinde bina, ağaç v.s. gibi bütünleyici parçalar (muhdesat) varsa bunların arzla birlikte satılması gerekir. Ancak muhdesatın bir kısım paydaşlara (ortaklara) ait olduğu konusunda tapuda şerh varsa veya bu hususta bütün paydaşlar ittifak ediyorlarsa ve muhdesat arzın değerinde bir artış meydana getiriyorsa bu artışın belirlenmesi için dava tarihi itibariyle arzın ve muhdesatın değerleri ayrı ayrı tespit edilir. Belirlenen bu değerler toplanarak taşınmazın tüm değeri bulunur. Bulunan bu değerin ne kadarının arza ne kadarının muhdesata isabet ettiği yüzdelik (%…) oran kurulmak suretiyle belirlenir. Satış sonunda elde edilecek bedelin bölüştürülmesi de bu oranlar esas alınarak yapılır. Muhdesata isabet eden kısım muhdesat sahibi paydaşa, geri kalan bedel ise payları oranında paydaşlara (ortaklara) dağıtılır.
Bütünleyici parçanın (muhdesat) arzın paydaşlarına (ortaklarına) değil de üçüncü şahsa ait olduğunun anlaşılması halinde bu kimseyi muhdesat sahibi olarak davaya dahil etmek ve ona satış bedelinden pay vermek mümkün değildir.
Somut olaya gelince; hükmün üçüncü bendinde, “muhdesatların % 12,23 oranındaki değer artışının ölü davalı … mirasçılarına aidiyetine,” karar verilmişse de, kayıt maliki olmayan muhdesat sahiplerine satış bedelinden pay verilmesi söz konusu değildir.
O halde, mahkemece öncelikle dava konusu taşınmazlar üzerindeki muhdesatların sahibi … mirasçılarından hangilerinin kayıt maliki olduğu, gerekirse taşınmaza ait tedavüllü tapu kayıtları getirtilmek suretiyle irdelenmeli, mirasçılarının tamamının paydaş olmadığı tespit edilirse, muhdesattan dolayı pay verilmeksizin satış bedelinin dağıtılmasına; mirasçılarının tamamının paydaş olduğunun tespiti halinde ise yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda karar verilmesi gerekir.
Mahkemece, değinilen hususlar gözardı edilerek eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir…”
Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 2012/5424 Esas, 2012/7675 sayılı ve 07.11.2012 sayılı Kararı
“…Somut olaya gelince; davalılar …, … … ve …’ın dışındaki davalıların eldeki davada kabul beyanları bulunmamaktadır. Mahkemece ortaklığın giderilmesi dosyası getirtilerek incelenmemiş, davacıların muhdesat iddialarını davalıların kabul edip etmedikleri belirlenmemiş, bu hususlar duruşma zaptına geçirilmemiştir. Ortaklığın giderilmesi davasında muhdesat iddialarını kabul edenlerin eldeki davada taraf olarak gösterilmesi gerekli olmayıp, gösterilmesi halinde bu kişiler yönüyle davanın husumet nedeni ile reddi gerekir. Ortaklığın giderilmesi davasında muhdesat iddialarını kabul etmeyenlerin ise eldeki davada taraf olmaları zorunludur. Muhdesatın aidiyetinin tespiti davasının bir kısım davalılarca kabulü halinde kabul beyanında bulunmayan diğer davalıların yargılama giderleri ve yargılama giderlerinden sayılan vekalet ücreti ile sorumlu oldukları tartışmasızdır.
Ne var ki; eldeki davada davalı …, … … ve …’ın ilk celse kabul beyanları bulunmakta ise de ortaklığın giderilmesi davasında davacıların muhdesat iddialarını kayıtsız ve şartsız olarak kabul edip etmedikleri, davacılara muhdesat iddiaları hakkında dava açmaları için verilen 10 günlük kesin süreden önce davalıların kabul beyanlarının olup olmadığı belirlenmemiş, bir başka anlatımla davalılarca eldeki davanın açılmasına sebebiyet verilip verilmediği tartışılmamıştır.
Hal böyle olunca; mahkemece az yukarda açıklanan olgular dikkate alınarak davacıların tüm istemleri hakkında olumlu ya da olumsuz hüküm kurulmalı, taraflar lehine takdir edilecek
yargılama giderleri ve yargılama giderlerinden sayılan vekalet ücretinin belirlenmesinde az yukarıda belirtilen hususlar ile birlikte davacıların ancak kendi payları dışındaki muhdesat payına yönelik dava açabileceği dikkate alınarak vekalet ücretinin miktarının belirlenmesinde bu olgu da gözönünde bulundurulmalı, toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir…”


