Geleneksel tanımıyla idare hukuku; kamu kurum ve kuruluşların organizasyonunu, yapısını, işleyişini ve idari prosedürlerini düzenleyen; bu kurum ve kuruluşların bireyler üzerindeki etkilerini ve tabi oldukları kısıtlamaları belirleyen temel bir kamu hukuku dalıdır.1 İdare hukukunun en karakteristik özelliği, bir statü hukuku olmasıdır.2 Statü kavramı, hukuk öznelerinin içerisinde hareket edeceği kalıpların kanun koyucu tarafından önceden belirlendiği ve bu kalıpların içeriği üzerinde taraflara kurucu bir irade serbestisi tanınmadığı durumları ifade eder. İdare, yasalara ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerine uygun olarak koyduğu kurallarla bir yandan statülerin soyut biçimlerini düzenlerken, diğer yandan tesis ettiği birel idari işlemlerle bu kuralları kişilerin özel hukuksal durumlarına aktarır. İdari ilişkiden, tarafların kendi iradeleriyle belirledikleri şahsi haklar değil; kamu hak ve özgürlüklerinin kullanıldığı veya sınırlandırıldığı, tüm hukuk düzeni tarafından tanınması zorunlu olan statü ilişkileri doğar.3
Bu statü hukuku karakteri, günümüzde idari karar alma süreçlerinin en karmaşık ve dinamik alanlarından biri hâline gelen göç hukukunda da açık biçimde kendini göstermektedir. Nitekim yabancıların Türkiye’ye girişleri, kalışları ve çıkışları ile sağlanan korumanın kapsamını düzenleyen 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu, teknik anlamda özel bir idari usul kanunu niteliği taşımaktadır Bu kanun, yabancı ile devletin göç yönetiminden sorumlu organı olan Göç İdaresi arasındaki ilişkiyi, idare hukukunun ilkeleri çerçevesinde düzenlenmektedir. Buna rağmen Türkiye’de göç hukuku çoğu zaman yabancılar hukuku kapsamında ele alınmakta ve hatta geniş anlamda milletlerarası hukukun ya da milletlerarası özel hukukun bir alt dalı olarak değerlendirilmektedir. Ancak bu yaklaşım, göç hukukunun gerçek niteliğini tam olarak yansıtmamaktadır. Çünkü göç hukuku, esasen idare hukukunun bir parçası olup kamu otoritelerinin statü talebinde bulunan yabancılara yönelik işlem, eylem ve usullerini düzenleyen idari bir alanı ifade etmektedir. Bu idari alanın temelini ise kanun koyucunun belirlediği statüler oluşturmaktadır. 6458 sayılı Kanun uyarınca yabancıların Türkiye’deki mevcudiyeti, belirli hukuki kalıplar üzerinden yürütülmekte; bu kalıplar yabancının ülkede hangi şartlarla bulunabileceğini ve hangi haklardan yararlanabileceğini belirlemektedir. Kanun; kısa dönem, aile, öğrenci, uzun dönem, insani ve insan ticareti mağduru ikamet izinleri gibi farklı ikamet türlerini ayrı ayrı statüler olarak kurgulamış, her birini başvuru şartlarından sona erme ve iptal nedenlerine kadar sıkı bir idari usule bağlamıştır.4 Benzer şekilde uluslararası koruma rejimi de statü hukukunun bir uzantısıdır. Kanun, mülteci, şartlı mülteci ve ikincil koruma statülerini tanımlayarak bu statülere başvuru ve değerlendirme süreçlerini idari bir disiplin içinde düzenlemiştir. Bu çerçevede bir yabancının uluslararası koruma statüsüne alınması, statüsünün sona erdirilmesi veya iptal edilmesi gibi işlemler, ayrı maddelerde düzenleme altına alınmıştır. Öte yandan savaşlar, iç çatışmalar, doğal afetler ve yaygın insan hakları ihlalleri gibi sebeplerle milyonlarca insanın kitlesel biçimde yer değiştirmek zorunda kalması, devletlerin koruma mekanizmalarını çeşitlendirmesine yol açmıştır. Bu bağlamda geliştirilen en önemli araçlardan biri de geçici koruma statüsü olmuştur. Bunun yanında kanun koyucu, hiçbir devlete vatandaşlık bağıyla bağlı olmayan kişiler bakımından vatansız statüsünü düzenlemiş ve “Vatansız Kişi Kimlik Belgesi” verilmesi yoluyla bu kişilere de hak ve yükümlülükler doğuran özel bir statü kazandırmıştır. Böylece göç hukukunda yabancıların hukuki konumu, kanun koyucu tarafından önceden belirlenmiş statü rejimleri aracılığıyla şekillenmektedir.Sonuç olarak, 6458 sayılı Kanun uyarınca göç hukuku; kişilerin hukuk düzeniyle olan ilişkisini önceden belirlenmiş kalıplar üzerinden belirleyen bir statü hukukudur. Bu statülerin kazanılması, kaybedilmesi ve değiştirilmesine ilişkin tüm süreçler Göç İdaresi Başkanlığı ile yabancı arasındaki idari ilişkiyi kapsadığından, bu alan doğrudan idare hukukunun temel uğraşı alanlarından birini oluşturmaktadır. Kanun kapsamında tesis edilen her türlü karar, özü itibarıyla birer idari işlemdir. Bu işlemler; yetki, şekil/usul, sebep, konu ve amaç unsurları yönünden bir yargısal denetime tabidir ve mahkemelerce hukuka uygunluk süzgecinden geçirilir. Dolayısıyla göç hukuku, yabancı ile devlet arasındaki ilişkiyi bireysel bir sözleşme gibi değil, hukuk düzeninin belirlediği statü temelli bir idari ilişki olarak kurgulayan kapsamlı bir idare hukuku disiplinidir.
- Gerard Hogan, David Gwynn Morgan, Administrative Law in Ireland,Round Hall Sweet &Maxwell, 1998, s.1.
↩︎ - “Bilindiği ve Mahkememizin muhtelif kararlarında dile getirildiği üzere, idare hukuku bir statü hukukudur ve statüler, koşulları önceden saptanmak suretiyle belirgin hale getirilmiş ve düzenlenmiştir.Yine bu özellik gereği, bu statülere dahil olan kişilerin önceden belirtilmiş olan koşulları kabul ettiği varsayılır ve bu statüye girdikten sonra vuku bulan olaylar, düzenlemeler içinde bulunulan statünün koşullarına göre değerlendirilir.”Askeri Yüksek İdare Mahkemesi 3.Daire, E.2004/1251,K.2005/573 KT.14.04.2005,www.corpus.com.tr.,E.T.15.02.2026.
↩︎ - Onur Karahanoğulları, İdare Hukuku, 1.Bası, Turhan Kitabevi, Ankara 2022,s.43
↩︎ - 6458 sayılı YUKK 19-49.maddeler arası. ↩︎


