Kiraya Verenin Sözleşmeyi Sebepsiz Fesih Hakkı

22.07.2026
Bu içeriği Yapay Zeka ile özetle:
Av. Betül YERLİAv. Betül YERLİ

Kira sözleşmesi kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanılmasıyla birlikte  ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira  bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. Kira sözleşmesinde kiracının asli edim yükümü, kira  bedelini ödemek, kiraya verenin asli edim yükümü ise, kiralananı kira süresince kiracının  kullanımına hazır bulundurmaktır. 

Türk Borçlar Kanunu, kira sözleşmesinin feshine ilişkin olarak kiracıyı koruyucu  hükümler getirmiş, kiraya verenin sözleşmeyi sebepsiz fesih hakkı sıkı süre ve bildirim  şartlarına bağlanmıştır. Bununla birlikte özel tahliye sebepleri de düzenlenmiş olup kiracının  ihtiyaç, yeniden inşa ve imar (TBK m. 350), yeni malikin gereksinimi (TBK m. 351), yazılı  tahliye taahhüdü (TBK m. 352), kiracının temerrüdü (TBK m. 315 ve 352/f. 2), özen borcuna  aykırılık (TBK m. 316) gibi sebeplerle tahliye edilebilmesi de mümkündür. İşbu çalışmada  kiraya verenin sözleşmeyi sebepsiz fesih hakkını düzenleyen Türk Borçlar Kanununun 347.  maddesi irdelenecektir.  

I. Türk Borçlar Kanununun 347. Maddesinin Hukukî Niteliği  

Türk Borçlar Kanununun 1. maddesi uyarınca “sözleşme, tarafların iradelerini  karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulur. İrade açıklaması, açık veya örtülü  olabilir.” Sözleşmenin temelini tarafların karşılıklı irade uyuşması oluşturur. İrade özgürlüğü  ilkesinin bir neticesi olarak taraflar sözleşmenin içeriğini özgürce belirleyebilmektedirler.  Elbette ki bu özgürlük çeşitli sınırlamalara tabii olabilmektedir.  

Kanun hükümleri, kişilerin aksini kararlaştırabilip kararlaştıramadıklarına göre ikiye  ayrılmaktadır.  

Emredici olmayan hükümler, tarafların sözleşme serbestisi kapsamında aksini  kararlaştırabildiği niteliktedir. Bunlar, kişiler tarafından aksi kararlaştırılmadığı durumda  uygulanacak yedek hükümler ve tarafların irade açıklamalarının ne anlama geleceğinin  anlaşılmasını sağlayan yorumlayıcı hükümlerdir (DURAL, Mustafa / SARI, Suat, Türk Özel  Hukuku Cilt I: Temel Kavramlar ve Medeni Kanunun Başlangıç Hükümleri, Filiz Kitabevi,  İstanbul 2019.). 

Emredici hükümler ise, mutlak emredici hükümler ve nispî emredici hükümler olarak  iki grupta incelenir. Kişiler tarafından aksi kararlaştırılamayan ve uyulması zorunlu olan  hükümler mutlak emredici niteliktedir. Nispî emredici hükümler ise diğer tarafa göre zayıf  konumda olan sözleşme taraflarından birini korumak amacıyla getirilen, korunan taraf lehine  değiştirilebilen ancak aleyhine değiştirilmesi yasak nitelikte olan hükümlerdir. İşte konut ve  çatılı işyerlerini konu alan kira sözleşmelerine ilişkin hükümler (6098 sayılı Türk Borçlar  Kanununun 339 ilâ 356. maddeleri), genel itibariyle kiracıyı koruyucu nitelikte hükümler olup  nispî emredici niteliktedir. Türk Borçlar Kanununun 347. maddesi de bu nitelikte olup, taraflar  kira sözleşmesinde bu maddeye ilişkin olarak kiracının lehine düzenleme yapılabilirken  aleyhine düzenleme yapamayacaklardır. Aleyhine düzenleme yapılması durumunda ise  düzenleme kesin hükümsüzlükle sonuçlanacaktır. 

II. Kiracının Sebepsiz Fesih Hakkı 

Türk Borçlar Kanununun 347. maddesinin 1. fıkrasının ilk cümlesi uyarınca, “konut ve  çatılı işyeri kiralarında kiracı, belirli süreli sözleşmelerin süresinin bitiminden en az onbeş gün  önce bildirimde bulunmadıkça, sözleşme aynı koşullarla bir yıl için uzatılmış sayılır…” Madde  metninden de anlaşılacağı üzere, sözleşmeyi sebepsiz olarak feshetme hakkı Kanunda esasen  kiracıya tanınmıştır. Zira kiracı, belirli süreli sözleşmelerin süresinin bitiminden en az on beş  gün önce bildirimde bulunmazsa, sözleşme aynı koşullarla bir yıl daha uzatılmış olacaktır.  

Türk Borçlar Kanununun 347. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, “belirsiz süreli kira  sözleşmelerinde, kiracı her zaman,… genel hükümlere göre fesih bildirimiyle sözleşmeyi sona  erdirebilirler.” Bu kapsamda, belirsiz süreli kira sözleşmeleri bakımından, kiracı her zaman  genel hükümler uyarınca fesih bildirimiyle sözleşmeyi sona erdirebilmektedir. 

Fesih süresi bakımından Türk Borçlar Kanununun 329. maddesi uygulama alanı bulur. Mezkûr madde uyarınca “taraflardan her biri, bir taşınmaza veya taşınır bir yapıya ilişkin kira  sözleşmesini yerel âdette belirlenen kira döneminin sonu için veya böyle bir âdetin  bulunmaması durumunda, altı aylık kira döneminin sonu için, üç aylık fesih bildirim süresine  uyarak feshedebilir.”

Türk Borçlar Kanununun 328. maddesi uyarınca belirsiz süreli sözleşmeler bakımından  Sözleşmede veya Kanunda belirtilen fesih dönemine veya bildirim süresine uyulmamışsa,  bildirim bir sonraki fesih dönemi için geçerli olacaktır.  

III. Kiraya Verenin Sebepsiz Fesih Hakkı  

Kiraya veren sözleşme süresinin bitimine dayanarak sözleşmeyi sona erdiremez. Ancak,  belirsiz süreli kira sözleşmelerinde kiraya veren, kiranın başlangıcından on yıl geçtikten sonra  genel hükümlere göre, yukarıda atıf yaptığımız Türk Borçlar Kanununun 328 ile 329. maddeleri  uyarınca fesih bildirimiyle sözleşmeyi sona erdirebilir. Yine, kiraya veren tarafından Türk  Borçlar Kanununun 328. maddesi uyarınca belirsiz süreli sözleşmeler bakımından Sözleşmede  veya Kanunda belirtilen fesih dönemine veya bildirim süresine uyulmamışsa, bildirim bir  sonraki fesih dönemi için geçerli olacaktır.  

Belirli süreli sözleşmelerde ise on yıllık uzama süresi sonunda kiraya veren, bu süreyi  izleyen her uzama yılının bitiminden en az üç ay önce bildirimde bulunmak koşuluyla, herhangi  bir sebep göstermeksizin sözleşmeye son verebilir (TBK m. 347 f.1, c.2,3). 

Kanun çalışmaları sırasında Tasarının 346. maddesinde on beş yıllık uzama süresi  öngörülmüş iken, sonrasında Adalet Komisyonu Raporunda da ifade edildiği üzere, kiraya  verenin mülkiyet hakkının ölçüsüz şekilde sınırlandırılamayacağı, sınırlandırmanın makul bir  seviyede tutulması gerektiği gerekçesiyle uzama süresi on yıla indirilmiştir. Türk Borçlar  Kanununun 347. maddesinin ilgili hükümleri, itiraz usûlü kapsamında Anayasa Mahkemesinin  önüne getirilmiştir.  

IV. Anayasa Mahkemesi Bakışıyla Türk Borçlar Kanununun 347. Maddesinin  Sözleşme Özgürlüğüne ve Mülkiyet Hakkına Etkisi  

İfade ettiğimiz üzere, Türk Borçlar Kanununun 347. maddesi nispî emredici nitelikte  olup kiracı aleyhine düzenleme yasağı mevcuttur. Bu hususun sözleşme özgürlüğüne müdahale  niteliğinde olup olmadığı hususu ve mülkiyet hakkına etkisi Anayasa Mahkemesince itiraz  usulü kapsamında tartışılmıştır.  

11.01.2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 347. maddesinin birinci  fıkrasının üçüncü cümlesi ve ikinci fıkrası olan “…Ancak, on yıllık uzama süresi sonunda  kiraya veren, bu süreyi izleyen her uzama yılının bitiminden en az üç ay önce bildirimde  bulunmak koşuluyla, herhangi bir sebep göstermeksizin sözleşmeye son verebilir.  

Belirsiz süreli kira sözleşmelerinde, kiracı her zaman, kiraya veren ise kiranın  başlangıcından on yıl geçtikten sonra, genel hükümlere göre fesih bildirimiyle sözleşmeyi sona erdirebilirler,”

kısmının iptali istemine ilişkin Bodrum 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin itirazı  üzerine Anayasa Mahkemesinin 2015/102 Esas, 2016/151 sayılı ve 07.09.2016 tarihli Kararı  verilmiştir.  

İlgili Kararda “25. Belirli süreli kira sözleşmelerinde kural, sürenin dolması hâlinde  kiracının sözleşmeyi sona erdirebilmesidir. Buna karşılık, kanun koyucu kiraya verenin, kira  süresinin bitimine dayanarak sözleşmeyi sonlandırabilmesine imkân tanımamıştır. Amaç,  kiracının korunması ve bu suretle kamu yararının sağlanmasıdır. Bununla birlikte itiraz konusu  kuralla, kiraya verene, sözleşme özgürlüğü gözetilerek, sözleşme süresi ve on yıllık uzama  süresi dikkate alındığında uzun bir süre için kiralanan şeye dolaysız zilyet olamaması nedeniyle  belirli koşulların gerçekleşmesi hâlinde sözleşmeyi sona erdirme hakkı tanınmaktadır. Kuralla,  kiracının korunmasındaki kamu yararı amacı ile kiraya verenin sözleşme özgürlüğü arasındaki  makul denge, kiraya verene herhangi bir sebebe dayanmaksızın sözleşmeyi sona erdirme  hakkının, sözleşmenin bitiminden itibaren on yıllık uzama süresi sonunda sağlanmasıyla  kurulmaya çalışılmıştır. Dolayısıyla sözleşme özgürlüğüne yapılan müdahale ölçüsüz değildir. 

26. İtiraz konusu kural, kiraya verenin kira sözleşmesini sona erdirme yetkisine ilişkin  olup, kiracının kullanım yetkisine herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır. Kiracının  kullanım yetkisi, kira sözleşmesinden doğan bir haktır ve itiraz konusu kural kullanım yetkisine  ilişkin doğrudan bir hüküm içermemektedir. Dolayısıyla kuralın Anayasa’nın 35. maddesinde  güvenceye bağlanan mülkiyet hakkıyla bir ilgisi görülmemiştir,” ifadeleri kullanılmıştır.  Belirtilen gerekçelerle, Anayasa Mahkemesince ilgili hükümlerde düzenlenmiş on yıllık  sürelerin mülkiyet hakkına ve sözleşme özgürlüğüne müdahale niteliğinde olmadığı kanaatine  varılmıştır. 

V. Belirli Süreli Sözleşmelerde Kiraya Verenin Sebepsiz Fesih Hakkı Kazanması

Kiraya verenin Türk Borçlar Kanununun 347. maddesine dayanarak açacağı tahliye  davasında kira ilişkisinin öncelikle başlangıç tarihi, sözleşme süresi, uzama yılları ve bildirim  tarihi tam olarak tespit edilmelidir. Zira dava açma süresi kamu düzeninden olup davalı ileri  sürmese bile mahkemece kendiliğinden (re’sen) dikkate alınmalıdır. 

Uygulamada, madde metninde ifade edilen on yıllık uzama süresinin hangi tarihten  itibaren başlayacağı hususu tartışılmaktadır. Zira pek çok kiraya veren, on yıllık sürenin kiracıyı  sebep göstermeksizin konut veya çatılı işyerinden tahliye etmek için yeterli olduğunu  düşünmektedir. Bu husus, tabiri caizse galatımeşhur bir nitelik kazanmış olduğundan belirli  süreli kira sözleşmeleri bakımından kiraya verenin sebepsiz fesih hakkının doğabilmesi için  gerekli şartları açıklamamız gerekmektedir. 

a. Belirli süreli kira sözleşmeleri bakımından öncelikle kira sözleşmesinde  belirtilen sözleşme süresinin sona ermesi gerekmektedir. Örneğin, kira  sözleşmesinin beş yıllık olması durumunda on yıllık uzama süresinin başlaması için,  öncelikle beş yıllık sürenin sona ermesi gerekmektedir.  

Uygulamada, kiraya verenler kira bedelinin yasal sınırlamaya tabi olmadan  arttırılabilmesi amacıyla kiracılarıyla yeni bir kira sözleşmesi yapma yoluna gidebilmektedirler. Fakat bilinmesi gerekir ki, bu durumda on yıllık uzama süresi yapılan yeni sözleşmenin  süresinin bitiminden itibaren başlayacaktır.  

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/458 Esas, 2021/614 sayılı ve 25.05.2021 tarihli  Kararı uyarınca, “…25. İlk sözleşmeden sonra taraflar bir araya gelerek yeniden bir kira  sözleşmesi yapmışlar ise on yıllık süre bu sözleşmenin bitim tarihinden sonra hesaplanmalıdır.  Yani her dönemde yapılan yenileme sözleşmesi on yıllık süreyi yeniden başlatır (Ceran, s. 930). 

26.Kanun koyucunun iradesi ilk sözleşme tarihinin ölçü alınması olsaydı, uzama süresi  kavramını hiç kullanmayıp kiranın başlangıcından on yıl geçtikten sonra diyerek, belirli süreli  kira sözleşmelerinde kira ilişkisinin sona ermesini hükme bağlardı. Bu nedenle her yapılan kira  sözleşmesi bir yeni sözleşme olarak kabul edilecektir ve bu sözleşmenin bitim tarihi önemlidir.  Aksi durum düşünülürse uzatma süresi kavramının hiçbir anlamı olmayacaktır (Sever, Ö.:  Konut ve Çatılı İşyeri Kiralarında Sözleşmenin Sona Ermesi bilka.org.tr. s. 4-5)…” 

b. Kira sözleşmesi süresinin bitimi sonrası on yıllık uzama süresi sona ermelidir. Kiracı belirli süreli sözleşmelerin süresinin bitiminden en az on beş gün önce  bildirimde bulunmazsa, sözleşme aynı koşullarla bir yıl daha uzatılmış olacaktır. Bu  şekilde sözleşme on yıl boyunca uzamalıdır. 

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2017/7238 Esas, 2017/16609 sayılı ve 28.11.2017 tarihli  Kararı uyarınca, “Türk Borçlar Kanununun 347/1-2 maddesi hükmüne göre konut ve çatılı  işyeri kiralarında kiracı, belirli süreli sözleşmelerin süresinin bitiminden en az on beş gün önce  bildirimde bulunmadıkça, sözleşme aynı koşullarla bir yıl için uzatılmış sayılır.” 

Süre mevzuunu 01.05.2012 başlangıç tarihli ve 3 yıl için düzenlenen örnek bir kira  sözleşmesi üzerinden açıklayalım:  

1. 01.05.2012-30.04.2013 

2. 01.05.2013-30.04.2014

3. 01.05.2014-30.04.2015 

Bu kapsamda sözleşme süresi 30.04.2015 tarihinde sona erecek ve kiracının gerekli  bildirimde bulunmaması durumunda sözleşme aynı koşullarla bir yıl uzatılmış sayılacaktır.  Kiracının on yıl boyunca bu bildirimde bulunmadığını farz edelim: 

4. 01.05.2015-30.04.2016 

5. 01.05.2016-30.04.2017 

6. 01.05.2017-30.04.2018 

7. 01.05.2018-30.04.2019 

8. 01.05.2019-30.04.2020 

9. 01.05.2020-30.04.2021 

10. 01.05.2021-30.04.2022 

11. 01.05.2022-30.04.2023 

12. 01.05.2023-30.04.2024 

13. 01.05.2024-30.04.2025 

Böylece on yıllık uzama süresi 30.04.2025 tarihinde sona erecektir.  

c. On yıllık uzama süresini takip eden uzama yılının bitiminden en az üç ay önce  bildirimde bulunulması durumunda, kiraya veren kira sözleşmesini sebepsiz  olarak sonlandırabilecektir. 

VI. Kiraya Verenin Bildirim Külfeti 

Bildirim şekil, süre ve içerik bakımından çeşitli şartlara uygun olmalıdır. Bildirimin  geçerliliğine ilişkin şekil şartını düzenleyen Türk Borçlar Kanununun 348. maddesi uyarınca,  “konut ve çatılı işyeri kiralarında fesih bildiriminin geçerliliği, yazılı şekilde yapılmasına  bağlıdır.” Bu kapsamda sözlü olarak yapılan bildirim geçerli olmayacaktır. Uygulamada, çeşitli  mesajlaşma uygulamalarından yapılan bildirim ispat sorununa sebep olabilmektedir. Bu  kapsamda bildirim yapılırken noter kanalı, iadeli taahhütlü mektup gibi yöntemler  kullanılabilecektir.  

Bildirimin Kanunda belirtilen zaman içerisinde yapılması gerekmektedir. On yıllık  uzama süresinin bitimi sonrası devamındaki uzama yılının, diğer bir deyişle 01.05.2025- 30.04.2026 yıllarını içerir kira yılının bitiminden en az üç ay yani en geç 30.01.2026 tarihine kadar bildirimde bulunulması durumunda, kiraya veren kira sözleşmesini sebepsiz olarak  sonlandırabilecektir. Zira sebepsiz fesih hakkı bir külfet niteliğinde olup usulüne uygun bildirim şartına bağlıdır. Bildirimin yapılmaması durumunda fesih o yıl için geçerli  olmayacaktır. İlaveten bildirimin açık bir şekilde yapılmış olması, diğer bir deyişle sözleşmenin  hangi dönem için sona erdirildiğinin tereddüde yer vermeyecek şekilde belirlenmesi gerekmektedir.  

Kiraya verenin yapacağı fesih bildiriminin süresi içinde yapılıp yapılmadığı hususu bildirimin yapıldığı değil, kiracıya ulaştığı tarih bakımından incelenir. Bu husus Yargıtay  içtihatlarında da açıkça ifade edilmektedir. 

Örneğin, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2017/6655 Esas, 2018/712 sayılı ve 25.01.2018  tarihli Kararı uyarınca, “TBK’nun 347.madde metninde de görüleceği üzere ihtar “…her uzama  yılının bitiminden itibaren en az üç ay önce…”yapılmalıdır denilmekle, kanunun  düzenlemesinden verilen üç aylık sürenin asgari süre olduğu bildirimin uzama yılının bitimine  üç ay kala kiracının elinde olmasının yeterli olduğu anlaşılmaktadır… Davacı tarafından  davalıya gönderilen 06.06.2014 tarihli ihtarı davalıya 19.06.2014 tarihinde tebliğ edilmiş dava  ise 01.12.2015 tarihinde açılmıştır. Fesih bildiriminin altı aylık kira döneminin sonu için üç  aylık fesih bildirim süresine uyularak yapıldığı ve davanın süresinde açıldığı anlaşılmakla,  mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, davanın süre yönünden reddine  karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.” 

VII. Sonuç 

Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, kiraya verenin sebepsiz fesih hakkı  bakımından düzenlenen sürelerin sözleşme özgürlüğüne ve kiraya verenin mülkiyet hakkına  müdahale niteliğinde olduğu tartışılsa da bu iddia Anayasa Mahkemesince kabul görmemiştir.  Sonuç olarak, sebepsiz fesih hakkı kiraya verene mutlak bir tahliye yetkisi tanıyor olsa da bu  hakkın doğumu Kanunda belirtilen sürelerin dolması ile tamamen usulüne uygun ve zamanında  yapılacak bildirim külfetinin eksiksiz ifasına bağlıdır. Zira Türk Borçlar Kanununun 347.  maddesi ile esas olarak kira sözleşmelerinin zayıf tarafı olan kiracı korunmaktadır.  

VIII. Konuya İlişkin Yargıtay Kararları 

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/458 Esas, 2021/614 sayılı ve 25.05.2021 tarihli  Kararı 

“13. Kira sözleşmesi kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanılmasıyla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere kira sözleşmesi karşılıklı edimleri içeren bir sözleşmedir. 

14. Başka bir anlatımla kira sözleşmesi, bir bedel karşılığında geçici bir süre için tarafa veya başkasına ait taşınır veya taşınmaz malın veya bir hakkın kullanımını sağlayan sözleşmedir.  Kira sözleşmesi karşılıklı iradelerin birleşmesi suretiyle oluşur. Kira sözleşmesinin tarafları, kiraya verilen maldan bedel karşılığı yararlanan kiracı ile yararlanmaya razı olan  kiralayandır. 

15. Kira sözleşmesinde kiracının asli edim yükümü, kira bedelini ödemesi; kiraya verenin asli edim yükümü ise, kiralananı kira süresince kiracının kullanımına hazır bulundurmasıdır. TBK’nın 301. maddesine göre “Kiraya veren, kiralananı kararlaştırılan tarihte, sözleşmede amaçlanan kullanıma elverişli bir durumda teslim etmek ve sözleşme süresince bu durumda bulundurmakla yükümlüdür.” Kiraya verenin teslim borcunu yerine getirmesi tek başına asli edim yükümlülüğünü yerine getirmesi anlamına gelmemekte olup sözleşme süresince de kiralananı kullanıma elverişli bir şekilde bulundurmakla yükümlüdür. 

16. Bu aşamada konut ve çatılı işyeri kira sözleşmeleri hakkında açıklama yapılmasında fayda bulunmaktadır. 

17. Kanun koyucu, konut ve çatılı işyeri kiralarını TBK’da bağımsız bir ayrım içinde özel olarak düzenlemiştir. Bunun nedeni, konut ve çatılı işyeri kiralarında kiracı, sözleşmenin zayıf tarafını oluşturduğu için bu tür kira sözleşmelerinin nitelik ve içerik olarak kiracıyı korumaya yönelik hüküm ve kurallardan oluşma gereksinimidir (Eren, F.: Borçlar Hukuku Özel Hükümler, Ankara 2019, s. 398). 

18. Konut ve çatılı işyeri kira sözleşmeleri belirli süreli veya belirsiz süreli olarak kararlaştırılabilir. Açık veya örtülü biçimde bir süre belirlenmişse ve herhangi bir bildirim olmaksızın kararlaştırılan sürenin geçmesiyle sona erecek kira sözleşmesi belirli süreli kira sözleşmesidir. Başlangıcı belli süresi belli olan sözleşmelerdir (Ceran, M.: Kira Sözleşmesi ve Tahliye Davaları Ankara 2019, s. 130). 

19. Belirli süreli konut ve çatılı işyeri kiraları, bildirim yoluyla sona erdirilebileceği gibi, dava yoluyla da sona erdirilebilir. Konut ve çatılı işyerlerine ilişkin belirli süreli kira sözleşmelerinin bildirim yoluyla sona ermesi TBK’nın 347. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre 

“Konut ve çatılı işyeri kiralarında kiracı, belirli süreli sözleşmelerin süresinin bitiminden en  az onbeş gün önce bildirimde bulunmadıkça, sözleşme aynı koşullarla bir yıl için uzatılmış  sayılır. Kiraya veren, sözleşme süresinin bitimine dayanarak sözleşmeyi sona erdiremez. 

Ancak, on yıllık uzama süresi sonunda kiraya veren, bu süreyi izleyen her uzama yılının  bitiminden en az üç ay önce bildirimde bulunmak koşuluyla, herhangi bir sebep göstermeksizin  sözleşmeye son verebilir. Belirsiz süreli kira sözleşmelerinde, kiracı her zaman, kiraya veren  ise kiranın başlangıcından on yıl geçtikten sonra, genel hükümlere göre fesih bildirimiyle  sözleşmeyi sona erdirebilirler. Genel hükümlere göre fesih hakkının kullanılabileceği  durumlarda, kiraya veren veya kiracı sözleşmeyi sona erdirebilir.” 

20. Öte yandan 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un geçici 2. maddesine göre “Bu Kanunun 1 inci maddesinin son cümlesi hükmü bir defaya mahsus olmak üzere, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce Türk Borçlar Kanununun 347 nci maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinde öngörülen kira sözleşmelerinden on yıllık uzama süresi dolmamış olmakla birlikte geri kalan süre beş yıldan daha kısa olanlar hakkında, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş yıl; on yıllık uzama süresi dolmuş olanlar hakkında da yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl sonra uygulanır.” hükmü bulunmaktadır. 

21. Belirli süreli kira sözleşmelerinde, sözleşme süresi on yıllık uzama süresini  tamamlamamışsa, geriye kalan süre beş yıldan daha kısa ise Kanun’un yürürlük tarihinden itibaren beş yıl sonra kiraya veren bu hakkını kullanabilecektir. On yıllık uzama süresi dolmuş ise, bu Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl sonra tahliye isteminde bulunabilecektir. 6101 sayılı Kanun 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girdiğine göre on yıllık uzama süresi dolan sözleşmeler için 01.07.2014 tarihinden itibaren kiraya veren bu süreyi izleyen her uzama yılının bitiminden itibaren en az üç ay önce bildirimde bulunmak suretiyle herhangi bir sebep göstermeksizin sözleşmeye son verebilir. Uzama süresi on yılı doldurmamışsa ve kalan süre beş yıldan az ise, Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren  beş yıl sonra uygulanacağı için 01.07.2017 tarihinden sonra izleyen her uzama yılının  bitiminden itibaren en az üç ay önce bildirimde bulunmak koşuluyla kiraya veren, herhangi bir  sebep göstermeksizin tahliye talebinde bulunabilecektir. 

22. TBK’nın 347. maddesinde açıkça belirtildiği üzere, konut ve çatılı işyeri kiralarında kiracı, belirli süreli sözleşmelerin süresinin bitiminden en az on beş gün önce bildirimde bulunmak suretiyle isterse, sözleşmeyi sona erdirebilir. Ancak, kiracı böyle bir bildirimde bulunmadığı takdirde sözleşme, aynı şartlarda bir yıl için uzatılmış sayılır. Buna karşılık kiraya veren, aynı imkâna sahip olmadığı için onun, sözleşme süresinin bitiminden on beş gün önce bildirimde bulunmak suretiyle sözleşmeyi sona erdirme hakkı yoktur. Kiraya veren ancak on yıllık uzama süresi sonunda, bu süreyi izleyen her uzama yılının bitiminden en az üç ay önce bildirimde bulunmak şartıyla, herhangi bir sebep göstermeksizin sözleşmeyi sona erdirebilir. Bu hüküm kiraya veren lehine konulmuş emredici bir hüküm olduğu için taraflar sözleşmede bunun aksine bir kayıt koyamazlar. 

23. On yıllık süre sonunda da olsa burada kiraya veren lehine bir bozucu nitelikte yenilik doğuran fesih bildirim hakkı tanınmıştır. Kiraya veren hakkında 6570 sayılı Kanun’da sözleşmeyi sona erdiren böyle bir hak tanınmamıştı (Eren, s. 416-417). 

24. Kiraya verenin TBK’nın 347. maddesinden yararlanabilmesi için öncelikle taraflar  arasında düzenlenen kira sözleşmesindeki sürenin bitmesi, taraflar arasında yeni bir sözleşme yapılmaksızın ilk yapılan sözleşmenin TBK’nın 347. maddesinde belirtildiği gibi birer yıllık uzama süresinin on yıl olması, on yıldan sonra en son uzama yılının bitiminden en az üç ay önce fesih ihbarda bulunması ve davanın da uzama yılının sonunda açılması gerekir. 

25. İlk sözleşmeden sonra taraflar bir araya gelerek yeniden bir kira sözleşmesi yapmışlar ise on yıllık süre bu sözleşmenin bitim tarihinden sonra hesaplanmalıdır. Yani her dönemde  yapılan yenileme sözleşmesi on yıllık süreyi yeniden başlatır (Ceran, s. 930). 

26. Kanun koyucunun iradesi ilk sözleşme tarihinin ölçü alınması olsaydı, uzama süresi  kavramını hiç kullanmayıp kiranın başlangıcından on yıl geçtikten sonra diyerek, belirli süreli  kira sözleşmelerinde kira ilişkisinin sona ermesini hükme bağlardı. Bu nedenle her yapılan kira  sözleşmesi bir yeni sözleşme olarak kabul edilecektir ve bu sözleşmenin bitim tarihi önemlidir.  Aksi durum düşünülürse uzatma süresi kavramının hiçbir anlamı olmayacaktır (Sever, Ö.:  Konut ve Çatılı İşyeri Kiralarında Sözleşmenin Sona Ermesi bilka.org.tr. s. 4-5). 27. Taraflar, on yıllık uzama süresi devam etmekte iken, sonradan yaptıkları yeni bir anlaşma  ile, yeni bir kira süresi belirlemek ya da kira ilişkisinin daha ne kadar devam edeceğini  belirlemek istemişlerse, bu durumda kural olarak taraf iradelerine saygı duyulması gerekir  (Yağcı, K.: Belirli Süreli Konut ve Çatılı İşyeri Kiralarında On Yıllık Uzama Süresinin  Başlangıç Anı ve Kiraya Verenin Fesih Bildiriminde Bulunabileceği En Erken Zaman Dilimi,  İstanbul Hukuk Mecmuası 2018, s. 659). 

28. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olaya gelince; kiraya veren dava dışı … İnş.  Taah. Aliminyum San. ve Tic. A.Ş. ile davalı arasında düzenlenen 01.12.1994 başlangıç tarihli  ve beş yıl süreli kira sözleşmesi ile 158 nolu parselde bulunan binanın 1 ve 3 nolu bağımsız  bölümleri banka şubesi olarak kullanılmak üzere davalıya kiraya verilmiştir. Bundan sonra  kiraya veren Niyazi, Osman, Necat, Enver, Ahmet, Orhan ve … ile davalı arasında 01.12.1999  tarihli ve üç yıl süreli kira sözleşmesi düzenlenmiştir. Kira ilişkisi devam ederken davaya konu  1 nolu bağımsız bölüm 28.12.2004 tarihinde davacılardan Osman Şişik’e, devredilmiş ve davalı ile davacılardan … arasında 1 nolu depolu dükkan vasıflı bağımsız bölüme ilişkin olarak  01.12.2005 başlangıç tarihli ve bir yıl süreli kira sözleşmesi düzenlenmiştir. 3 nolu bağımsız  bölüm ise 29.12.1995 tarihinde davacılara devredilmiş olup bu taşınmaza ilişkin olarak davalı  ile davacılardan … arasında 01.12.2005 başlangıç tarihli 1 yıl süreli kira sözleşmesi  düzenlenmiştir. 

29. Taraflar arasındaki kira ilişkisi daha öncesinde yani 01.12.1994 tarihli kira sözleşmesi ile  başlamış olsa bile, taraflar bir araya gelerek önce 01.12.1999 tarihli ve üç yıl süreli kira  sözleşmesini, daha sonra da 01.12.2005 tarihli ve bir yıl süreli kira sözleşmelerini  imzalamışlardır. Açıklamalar bölümünde de belirtildiği üzere, ilk sözleşmeden sonra taraflar  bir araya gelerek yeniden bir kira sözleşmesi yapmışlar ise on yıllık süre bu sözleşmenin bitim  tarihinden sonra hesaplanmalıdır. Yani her yenileme sözleşmesi on yıllık süreyi yeniden  başlatır. Belirtilen sözleşmelere göre, TBK’nın 347. maddesinin 1. fıkrasının son cümlesinde  öngörülen hükmün uygulanabilmesi için 01.12.2005 tarihli kira sözleşmesinin bitim tarihi olan  01.12.2006 tarihinden itibaren sözleşmenin kendiliğinden yıldan yıla yenilenerek uzaması, bu  şekildeki yenilemenin on yıllık uzama süresine ulaşması gerekir. En son düzenlenen 01.12.2005  tarihli kira sözleşmesine göre on yıllık uzama süresi dolmamıştır. Bu durumda kiraya veren  yönünden TBK’nın 347. maddesinde belirtilen bildirim yoluyla kira sözleşmesinin sona ermesi  şartları oluşmamıştır.” 

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2017/6655 Esas, 2018/712 sayılı ve 25.01.2018 tarihli Kararı 

“Davacı; davalının 10.01.2000 yılından itibaren sözlü kira sözleşmesi uyarınca kiracı olduğunu, 10 yıllık uzama süresinin dolduğunu ileri sürerek, davalının tahliyesini istemiştir. Davalı; davanın süresinde olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, fesih  bildiriminin yasanın yürürlük tarihinden önce gönderildiği gerekçesiyle davanın reddine karar  verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 6098 Sayılı Türk Borçlar  Kanunu’nun 347.maddesi hükmüne göre, konut ve çatılı işyeri kiralarında kiraya veren  sözleşme süresinin bitimine dayanarak sözleşmeyi sona erdiremez. Ancak, on yıllık uzama  süresi sonunda kiraya veren, bu süreyi izleyen her uzama yılının bitiminden en az üç ay önce  bildirimde bulunmak koşuluyla herhangi bir sebep göstermeksizin sözleşemeye son verebilir. Belirsiz süreli kira sözleşmelerinde, kiracı her zaman, kiraya veren ise kiranın başlangıcından  on yıl geçtikten sonra, genel hükümlere göre fesih bildirimiyle sözleşmeyi sona erdirebilirler.  6101 Sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun Geçici 2.maddesi uyarınca, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce TBK.nun 347.maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinde öngörülen kira sözleşmelerinde 10 yıllık uzama süresi dolmamış olmakla birlikte geri kalan süre beş yıldan daha kısa olanlar hakkında yürürlüğe girdiği  tarihten itibaren beş yıl, on yıllık uzama süresi dolmuş olanlar hakkında da yürürlüğe girdiği  tarihten itibaren 2 yıl sonra uygulanacağı öngörülmüştür. 6101 Sayılı TBK’ nun Yürürlüğü ve  Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun geçici 2. maddesi gereğince TBK’nun 347.maddesi 01.07.2014 tarihinden itibaren uygulanmaya başlanacak olup, TBK’nun 347.madde metninde de görüleceği üzere ihtar “…her uzama yılının bitiminden itibaren en az üç ay önce…”yapılmalıdır denilmekle, kanunun düzenlemesinden verilen üç aylık sürenin asgari süre  olduğu bildirimin uzama yılının bitimine üç ay kala kiracının elinde olmasının yeterli olduğu anlaşılmaktadır. 6101 Sayılı Yasanın Geçici 2. maddesi ile TBK’ nun347 maddesinde verilen fesih imkanının konut ve çatılı işyeri kiraları sözleşmeleri bakımından bir defaya mahsus olmak üzere ertelenmesinin gerekçesi; TBK’ nun 347/1 maddesinin derhal uygulanması sonucunda kiracıların zarara veya mağduriyete uğramalarının ve doğması muhtemel sorunların önlenmesidir. 6101 Sayılı Yasanın geçici 2. maddesinden dava açma için şart olunan bildirim tarihinin de 01.07.2014 tarihine kadar ertelendiği anlamı çıkarılamaz. Olayımıza gelince; Davacı 10.01.2000 başlangıç tarihli sözlü kira sözleşmesine dayanarak TBK’ nun 347. Maddesi gereğince sözleşmenin sona ermesi nedeniyle tahliye isteminde bulunmuştur. Davalı sözleşmenin başlangıcına karşı çıkmamıştır. Bu durumda uyuşmazlığın TBK’ nun 347/2 maddesinde düzenlenen belirsiz süreli kira sözleşmesinin sona ermesi hükümlerine göre çözümlenmesi gerekir. TBK’ nun 347/2. maddesi maddesi gereğince belirsiz süreli kira  sözleşmelerinde, kiracı her zaman, kiraya veren ise kiranın başlangıcından on yıl geçtikten  sonra, genel hükümlere göre fesih bildirimiyle sözleşmeyi sona erdirebilir. Davacı tarafından  davalıya gönderilen 06.06.2014 tarihli ihtarı davalıya 19.06.2014 tarihinde tebliğ edilmiş dava  ise 01.12.2015 tarihinde açılmıştır. Fesih bildiriminin altı aylık kira döneminin sonu için üç  aylık fesih bildirim süresine uyularak yapıldığı ve davanın süresinde açıldığı anlaşılmakla,  mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, davanın süre yönünden reddine  karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.” 

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2025/4720 Esas, 2025/5281 sayılı ve 05.11.2025 tarihli  Kararı

“Uyuşmazlık, taraflar arasındaki kira sözleşmesinin on yıllık uzama süresinin bitimi  nedeniyle 6098 sayılı Kanunun 347. Maddesi uyarınca feshi nedeniyle tahliyesi istemine  ilişkindir.  

Türk Borçlar Kanunun (6098 sayılı Kanunun) 347. maddesinde; “Konut ve çatılı işyeri  kiralarında kiracı, belirli süreli sözleşmelerin süresinin bitiminden en az onbeş gün  önce bildirimde bulunmadıkça, sözleşme aynı koşullarla bir yıl için uzatılmış sayılır. Kiraya  veren, sözleşme süresinin bitimine dayanarak sözleşmeyi sona erdiremez.  Ancak, on yıllık uzama süresi sonunda kiraya veren, bu süreyi izleyen her uzama yılının  bitiminden en az üç ay önce bildirimde bulunmak koşuluyla, herhangi bir sebep göstermeksizin  sözleşmeye son verebilir. 

Belirsiz süreli kira sözleşmelerinde, kiracı her zaman, kiraya veren ise kiranın  başlangıcından on yıl geçtikten sonra, genel hükümlere göre fesih bildirimiyle sözleşmeyi sona  erdirebilirler. Genel hükümlere göre fesih hakkının kullanılabileceği durumlarda, kiraya veren  veya kiracı sözleşmeyi sona erdirebilir,” düzenlemesi mevcuttur.  

Söz konusu hüküm gereğince; konut ve çatılı işyeri kiralarında kiracı, belirli süreli  sözleşmelerde sözleşme süresinin bitiminden en az onbeş gün önce bildirimde bulunmadıkça,  sözleşme aynı koşullarla bir yıl için uzatılmış sayılır. Kiraya veren, belirli süreli  sözleşmenin süresinin bitimine dayanarak sözleşmeyi sona erdiremez. Ancak, on yıllık uzama  süresi sonunda kiraya veren, bu süreyi izleyen her uzama yılının bitiminden en az üç ay önce  bildirimde bulunmak koşuluyla, herhangi bir sebep göstermeksizin sözleşmeye son verebilir. 

Konut ve çatılı iş yeri kirasında fesih ve tahliye sebepleri sınırlı sayıda olarak kanunda  düzenlendiğinden taraflar sözleşmeyle kiracı aleyhine olacak şekilde fesih ve tahliye sebebi  kararlaştıramaz. Bu kira sözleşmeleri için 6098 sayılı kanunun 347/son maddesinde Kira  sözleşmesi genel hükümler bölümünde belirtilen fesih sebepleri ile kiraya verenden  kaynaklanan sebeplerle açılacak tahliye davaları TBK m.350… ‘de, kiracıdan kaynaklanan  sebeplerle dava yolu ile kira sözleşmesinin sona erdirilmesi ise TBK m.352 de düzenlenmiştir.  Kira sözleşmesi genel hükümlerinden olan temerrüt nedeniyle fesih (TBK m.315) ve sözleşmeye  aykırılık (TBK m.316) nedeniyle açılacak fesih ve tahliye davaları için kanun düzenlemesinde  bir süre öngörülmemiş ise de dairemizin istikrar kazanan içtihatlarında bu davaların makul  sürede açılması gerekir. Yine TBK m 350, 3 51… . maddesindeki hâllerde dava açma süresi  açıkça düzenlenmiş, bu dava açma süresinde yazılı bildirim hâlinde dava açma süresinin bir  kira yılı uzayacağı TBK m.353’ de belirtilmiştir. 

Kiraya veren, belirli süreli konut ve çatılı iş yeri kiralarında süre bitimi sonrası 10 yıllık  uzayan sürenin bitimi sonrası, belirsiz süreli kira sözleşmelerinde ise kiranın başlangıcından on yıl geçtikten sonra, genel hükümlere göre fesih bildirimiyle sözleşmeyi sona erdirebilirler.  TBK m.348 uyarınca ise konut ve çatılı iş yeri kiralarında fesih bildirimlerinin geçerliliği yazılı  şekilde yapılmasına bağlıdır. Kiraya veren veya kiraya veren olmayan malik konut ve çatılı iş  yeri kiraları bakımından TBK 347 maddesi uyarınca belirli süreli kirada bu sürenin  bitimi sonrası on yıllık uzama süresi sonunda, bu süreyi izleyen her uzama yılının bitiminden  en az üç ay önceden yazılı bildirimde bulunmak koşuluyla herhangi bir sebep göstermeksizin  kira sözleşmesini sona erdirebilir. Kiraya veren tarafından kiracıya gönderilen bu akit bozucu  yazılı bildirim kiracıya yapılması ile kira sözleşmesi fesih bildiriminin yapıldığı uzayan bir kira  yılının sonu itibariyle sonuçlarını ortaya çıkarır. Kiraya veren süresinde yapacağı bu yazılı  bildirim sonrası davasını ihtarın kapsadığı dönemin bitiminden itibaren bir sonraki dönem kira  yılı sonuna kadar her zaman açabilir. Kanun düzenlemesinde bu tahliye davasının açılması için  kısıtlayıcı bir süre getirilmemiş ise de bu davanın yazılı fesih bildirimi yapılan dönemin  bitiminden itibaren sonraki kira yılı sonuna kadar 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında  Arabuluculuk Kanunun 18/A -1-a. maddesine uygun olarak dava şartı arabuluculuk yoluna  gidilerek anlaşmama hâlinde açılmalıdır.  

Somut olayda; 01.08.2004 tarihli ve 5 yıl süreli çatılı iş yeri kira sözleşmesinde  beş yıllık sürenin 01.08.2009 tarihinde sona erdiği, sözleşmenin 1’er yıl uzadığı, on yıllık  uzama süresinin 01.08.2019 tarihinde tamamlandığı, en son uzayan kira yılının bitimi olan  01.08.2023 tarihinden en az üç ay öncesi olan 20.03.2023 tarihinde yazılı  fesih bildiriminin yapılarak, davanın da süresinde açıldığı anlaşılmakla, davalı vekilinin  temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar  verilmiştir.” 

Yararlanılan Kaynaklar 

DURAL, Mustafa / SARI, Suat, Türk Özel Hukuku Cilt I: Temel Kavramlar ve Medeni Kanunun Başlangıç Hükümleri, Filiz Kitabevi, İstanbul 2019. 

Anayasa Mahkemesi, T. 07.09.2016, E. 2015/102, K. 2016/151. 

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, T. 25.05.2021, E. 2017/458, K. 2021/614. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, T. 05.11.2025, E. 2025/4720, K. 2025/5281. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, T. 25.01.2018, E. 2017/6655, K. 2018/712

Türk Borçlar Kanunu, Kanun No: 6098, Kabul T.: 11.01.2011, RG T.: 04.02.2011, RG S.:  27836.

Bu web sitesi “olduğu gibi” sunulmaktadır. Apilex Legal, bu web sitesinde yer alan bilgilere dayanarak veya bu bilgileri herhangi bir şekilde kullanarak yapılan eylemlerden (veya eylemsizlikten) sorumlu değildir ve hiçbir durumda herhangi bir kayıp veya zarardan sorumlu tutulamaz. Bu web sitesinde yayınlanan içerik ve materyaller yalnızca bilgilendirme amaçlıdır ve hiçbir şekilde hukuki görüş olarak kullanılmamalıdır. Bu web sitesi ve içerdiği bilgiler, avukat-müvekkil ilişkisi kurmayı amaçlamamaktadır.

Önerilen Diğer Yazılar

22.07.2026

Hatalı Göğüs Estetiği Uygulamalarına Karşı Yasal Süreçler

Günümüzde estetik cerrahi uygulamaları, bireylerin dış görünüşlerini iyileştirme ve kendilerini daha iyi hissetme isteğiyle birlikte hızla yaygınlaşmıştır. Özellikle göğüs estetiği — büyütme, küçültme, dikleştirme veya rekonstrüksiyon ameliyatları — hem tıbbi hem de psikolojik beklentileri beraberinde getiren müdahalelerdir. Ancak her cerrahi işlemde olduğu gibi, bu tür operasyonlarda da istenmeyen sonuçlar ortaya çıkabilir. Beklentiyi karşılamayan estetik sonuçlar, []

22.07.2026

Green Trademarks or Greenwashing? Exploiting Consumer Concerns in IP Law

Can a trademark make a product appear more sustainable than it actually is? As environmental claims become increasingly valuable, trademark law is playing a growing role in addressing the risks of greenwashing. Introduction Words like “drought”, “global warming” and “climate crisis” have become increasingly common in our everyday lives in recent years. Even though industrialization []