Madencilik Faaliyetleri İzin Yönetmeliği’nin Kaldırılması: Düzenleyici Boşluk, İdari Takdir ve Yargısal Denetim Üzerine

29.04.2026
Bu içeriği Yapay Zeka ile özetle:
Av. Hayri Efe SAVRANAv. Hayri Efe SAVRAN

Giriş

25 Nisan 2026 tarihli ve 33234 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 11228 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile, 24 Mayıs 2005 tarihli ve 2005/9013 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’yla yürürlüğe konulmuş Madencilik Faaliyetleri İzin Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır. Söz konusu yönetmelik, 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 7. maddesi kapsamında orman, mera, sit alanı, milli park, su havzası, kıyı, askerî yasak bölge, imar alanı ve mücavir alanlarda madencilik faaliyetlerinin nasıl yürütüleceğini, çevresel etki değerlendirmesi süreçlerini ve kurumlar arası izin koordinasyonunu düzenleyen bir çerçeve metin niteliği taşımaktaydı.

Düzenleme, ilk bakışta bir mevzuat sadeleştirmesi olarak görünmektedir. Ne var ki, kaldırılan metnin içerdiği hükümlerin niteliği ve doğurduğu hukuki etki dikkatle incelendiğinde, sektör üzerindeki gerçek sonuçlarının yalnızca bürokratik bir tasfiyeden ibaret olmadığı, idari takdirin alanını genişleten, yargısal denetimin tutamak noktalarını azaltan ve madencilik faaliyetlerine ilişkin kurumlar arası dengeyi yeniden konumlandıran bir hukuki dönüşümü ifade ettiği görülmektedir. Bu yazıda, kaldırma işlemi siyasi tartışmalardan bağımsız biçimde, yalnızca hukuki içerik, doğurduğu boşluk ve hukuk politikası açısından doğurabileceği sonuçlar bakımından ele alınacaktır.

Kaldırılan Düzenlemenin Hukuki Niteliği ve İşlevi

2005 tarihli Madencilik Faaliyetleri İzin Yönetmeliği, Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulmuş bir düzenleyici işlemdi. Bu özelliği, Bakanlık tarafından çıkarılan uygulama yönetmeliklerinden farklı olarak, normlar hiyerarşisinde daha yüksek bir kademede konumlanmasını sağlıyordu. Yönetmelik, izin süreçleriyle ilgili usul ve esasları yalnızca düzenlemekle kalmıyor; aynı zamanda bakanlıklar arası ilişkide bağlayıcı bir koordinasyon mekanizması kuruyordu.

Yönetmeliğin 5. maddesi son derece özgün bir hüküm içermekteydi:

“Bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarınca, bu Yönetmelik hükümlerinde belirtilen haller ve diğer kanunların ilgili hükümleri dışında, madencilik faaliyetleri engellenemez ve çıkarılacak yönetmeliklerde bu Yönetmelikte belirtilen kısıtlamaların dışında bir kısıtlama getirilemez.”

Bu hüküm, çevre, orman, tarım, kültür gibi alanlarda yetkili bakanlıkların, yönetmelikte sayılan haller dışında madencilik faaliyetlerini engellememesini güvence altına almaktaydı. Diğer yandan yönetmelik, 1/5000 ölçekli imar planı onaylanmış alanlardan sit alanlarına, mera tahsis değişikliğinden kıyı kullanımına, su havzaları korunmasından milli parklara kadar çok sayıda alanda detaylı ve maddeleştirilmiş prosedürler öngörüyordu. Vali yardımcısı başkanlığında il müdürlükleri komisyonunun nasıl kurulacağına dair Madde 9 ve 10, izin başvurularının değerlendirilme sürelerine ilişkin Madde 11 hükümleri bunlara örnektir.

Kaldırma Kararının Hukuki Gerekçeleri

Kaldırma işleminin görünürdeki hukuki gerekçeleri çok katmanlıdır.

Birincisi, normlar hiyerarşisindeki çatışmaların giderilmesi gereğidir. 2005 tarihli yönetmelik, sonradan yürürlüğe giren Çevre Kanunu değişiklikleri, ÇED Yönetmeliği güncellemeleri, 6831 sayılı Orman Kanunu çerçevesindeki düzenlemeler, 4342 sayılı Mera Kanunu uygulamaları ve Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle zaman zaman çelişen hükümler içermekteydi. Lex posterior derogat legi priori ilkesi gereğince zımni ilga söz konusu olsa da, uygulamada yorum güçlükleri sürmekteydi.

İkincisi, 6771 sayılı Anayasa değişikliği sonrası Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçişle birlikte, Bakanlar Kurulu kararı niteliğindeki düzenleyici işlemlerin sistematik biçimde gözden geçirilmesi gerekliliği ortaya çıkmıştı. Bu çerçevede kaldırma işlemi, sistemsel bir uyumlaştırmanın parçası olarak okunabilir.

Üçüncüsü ise, izin süreçlerinde 2010 tarihli Madencilik Faaliyetleri Uygulama Yönetmeliği ile zaten büyük ölçüde örtüşme yaşanmasıdır. Kaldırma kararı, bu örtüşmeyi sona erdirmek ve düzenleyici çerçeveyi tek metne indirmek amacıyla açıklanmaktadır.

Düzenleyici Boşluk ve İdari Takdirin Genişlemesi

Kaldırma kararının hukuki etkisi, görünen sadeleştirmeyle sınırlı değildir. Yönetmelikte yer alan hem şirketleri koruyan (madenciliği engelleme yasağı) hem de vatandaş ve kamuyu koruyan (detaylı prosedürel güvenceler) hükümlerin birlikte yürürlükten kalkması, geriye çerçeve nitelikli Maden Kanunu hükümleri ile 2010 tarihli Uygulama Yönetmeliği’ni bırakmaktadır. Bu durum, Bakanlığa idari takdir alanının önemli ölçüde genişlediği bir alan açmaktadır.

İdare hukukunda yerleşik olan ilke şudur: Ayrıntılı kurallarla yürütülen idari işlemler yargısal denetime daha açıktır; takdir yetkisine dayanan işlemler ise denetim yoğunluğu görece düşüktür. Danıştay’ın yerleşik içtihadında takdir yetkisinin denetimi, “kamu yararı, hizmet gerekleri ve hukukun genel ilkeleri” çerçevesinde kalmakta; somut prosedürel kurallara aykırılık denetiminden farklılaşmaktadır. Yönetmeliğin yürürlükten kaldırılması, bu prosedürel tutamak noktalarını idari yargı denetiminin elinden almaktadır.

Kazanılmış Haklar ve Ruhsat Devri Sorunsalı

Kaldırılan yönetmeliğin 18. maddesi, verilmiş izinlerin “müktesep hak olarak ruhsat hukuku devam ettiği sürece” geçerli olduğunu, ruhsat temdidi ve devirlerinde mevcut izinlerin korunacağını düzenlemekteydi. Bu hüküm, hem yatırımcı için hukuki güvence hem de süregelen davalarda dayanak noktası işlevi görmekteydi.

Kaldırma sonrasında, ruhsat devri ve ruhsat sonrası süreçlerde mevcut izinlerin akıbeti yalnızca Maden Kanunu ve 2010 tarihli Uygulama Yönetmeliği’nin genel hükümleri çerçevesinde değerlendirilecektir. Bu, özellikle ödeme aczine düşen, idari para cezalarına çarptırılan veya işletme faaliyetleri kesintiye uğrayan ruhsat sahiplerinin durumunda kritik öneme sahiptir.

Bu noktada güncel bir örnek üzerinden değerlendirme yapmak yerinde olur: Eskişehir’de faaliyet gösteren ve aylardır ücret ödenmeyen, çalışanları açlık grevi yoluyla kamulaştırma talebini gündeme getiren bir maden işletmesinde ruhsat sahibinin Maden Kanunu m. 5 gereği ruhsat devri, m. 30 gereği ihale veya geleneksel müktesep hak ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmesi söz konusu olduğunda, devir sürecindeki idari takdirin sınırları ve yargısal denetlenebilirliği kaldırılan yönetmeliğin sağladığı çerçeveyle önemli ölçüde farklılaşmıştır. Ruhsat devirlerinde idarenin kimi tercih edeceği, hangi koşullarda kamulaştırma yoluna gideceği veya ihale yoluyla yeniden tahsis yapacağı meselelerinde takdir alanı, prosedürel kısıtlamalardan kısmen arındırılmış durumdadır. Bu, yatırımcı–çalışan dengesinin hukuki güvenceler bakımından yeniden konumlandığı bir tablo ortaya çıkarmaktadır.

Stratejik Madenler, Özel Alan İzinleri ve İhale Süreçleri

Kaldırılan yönetmeliğin en ayrıntılı düzenlemeleri, stratejik nitelikteki madenler için kritik öneme sahip alanlarda yer almaktaydı. Özellikle Maden Kanunu’nun IV. Grup (endüstriyel hammaddeler ve metalik madenler) ve VI. Grup (radyoaktif mineraller) madenleri bakımından, milli park, sit alanı, su havzası ve özel çevre koruma bölgelerinde alınması gereken izinlere dair maddeler, ülkenin nadir toprak elementleri (NTE), toryum, lityum gibi yüksek katma değerli madenleri açısından doğrudan uygulama alanı bulmaktaydı.

Türkiye’nin Eskişehir Beylikova-Kızılcaören sahasında yer alan ve 694 milyon ton rezerviyle dünyanın bilinen ikinci büyük NTE rezervi olarak nitelendirilen kompleks cevher sahası Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü tarafından işletilen bir VI. Grup faaliyet niteliği taşımaktadır. NTE’lerin uluslararası stratejik öneminin son dönemde belirgin biçimde arttığı bir konjonktürde, özel alan izinlerine ilişkin detaylı prosedürlerin yer aldığı yönetmeliğin kaldırılması, ihale, ruhsat, izin ve uluslararası ortaklık süreçlerinde idarenin manevra alanını genişletmektedir.

Aynı durum, kömür ihaleleri ve henüz ruhsata bağlanmamış sahalardaki ihale süreçleri bakımından da geçerlidir. Halen idari yargıda görülmekte olan Akbelen, Murat Dağı, İkizdere benzeri uyuşmazlıklarda, davanın hukuki dayanağı sıklıkla 2005 yönetmeliğinin spesifik maddelerine — orman izni prosedürü, mera tahsis değişikliği, sit alanı muvafakati gibi — dayanmaktaydı. Yönetmeliğin yürürlükten kalkmasıyla, derdest dosyaların hukuki dayanak zemininde belirsizlik doğmuş, yeni davaların açılış aşamasında dilekçe sahiplerinin hangi düzenleyici işleme aykırılık şeklinde tutamak noktası bulması güçleşmiştir.

Yargısal Denetim Üzerine Etkileri

Yukarıda anılan tablonun toplamı, idari yargı denetimi açısından somut bir daralmaya işaret etmektedir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m. 2/1-a kapsamındaki iptal davalarında, idarenin bir işleminin “yetki, sebep, konu, şekil ve maksat” bakımından hukuka aykırılığını ileri sürerken, kaldırılan yönetmeliğe dayanan şekil ve sebep denetimi unsurları büyük ölçüde işlerliğini kaybetmiştir. Geriye, çerçeve nitelikli Maden Kanunu hükümleri üzerinden yapılacak maksat denetimi (kamu yararı–hukuka uygunluk) kalmaktadır ki bu, niteliği gereği daha gevşek bir denetim ölçütüdür.

Hukuki belirlilik (Rechtssicherheit) ilkesi, Anayasa Mahkemesi’nin ve Danıştay’ın yerleşik içtihatlarında hukuk devletinin temel unsurlarından biri olarak vurgulanır. Düzenleyici işlemlerin yürürlükten kaldırılması, eğer yerine eşdeğer ayrıntıda bir düzenleme geçirilmiyorsa, bu ilke açısından kaygı verici bir tablo oluşturabilir. 2005 yönetmeliğinin yerine yeni bir düzenleme yayımlanmadığı, izin süreçlerinin doğrudan Maden Kanunu ve mevcut Uygulama Yönetmeliği üzerinden yürütüleceği açıklandığına göre, düzenleyici boşluğun nasıl doldurulacağı izleyen dönemde Bakanlık tasarrufları ve mahkeme içtihatlarıyla şekillenecektir.

Çalışma İlişkileri ile Bağlantı: Düzenlemenin Dolaylı Yüzü

Kaldırılan yönetmelik, doğrudan iş hukuku alanını düzenlememekte; ücret, kıdem, ihbar, sendikal haklar, iş sağlığı ve güvenliği gibi konular 4857 sayılı İş Kanunu, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu ile 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kapsamında değerlendirilmektedir. Bu açıdan, yönetmeliğin kaldırılmasının doğrudan bir iş hukuku etkisinden söz etmek mümkün değildir.

Bununla birlikte, maden ruhsatlarının devri, kamulaştırılması, ihalesi ve işletmeye verilmesi süreçlerine ilişkin idari takdir alanının genişlemesi, ödeme aczine düşmüş işletmelerin akıbetinde — ve dolayısıyla bu işletmelerde çalışan ve hak arayışı içindeki işçilerin durumunda — dolaylı ancak somut bir etkiye sahiptir. Yatırımcı–idare ilişkisindeki prosedürel sadeleştirme, çalışan–idare ilişkisinde benzer bir hızla karşılık bulmadığında, hukuk politikası bakımından bir asimetri ortaya çıkmaktadır. 

Bütüncül bir madencilik mevzuatı reformunun yalnızca yatırım ve izin süreçlerini değil, çalışma ilişkileri ile kamu denetiminin kurumsal düzenini de kapsaması gerektiği, bu kararla birlikte yeniden düşünmeyi gerektiren bir mesele olarak gündeme gelmektedir.

Sonuç

2005 tarihli Madencilik Faaliyetleri İzin Yönetmeliği’nin yürürlükten kaldırılması, biçimsel olarak bir mevzuat sadeleştirmesi görünümünde olsa da, içerik bakımından idari takdirin genişlemesi, prosedürel güvencelerin azalması ve yargısal denetimin tutamak noktalarının sınırlanması yönünde sonuçlar doğurmaktadır. Düzenleme, hem ruhsat devir ve kamulaştırma süreçleri, hem stratejik madenlere ilişkin ihale ve izin işlemleri, hem de süregelen idari yargı uyuşmazlıkları bakımından somut etkiler doğurma potansiyeli taşımaktadır. Önümüzdeki dönemde Bakanlık tasarrufları, idari yargı kararları ve doktrinin tutumu, bu boşluğun nasıl doldurulacağını belirleyecektir. Hukuki belirlilik ilkesi ile çevresel koruma, mülkiyet hakkı ve çalışma hakkı arasındaki dengenin yeniden gözetilmesi, izleyen düzenlemelerin temel sınavı olacaktır.


Kaynaklar

  • 25.04.2026 tarihli ve 33234 sayılı Resmî Gazete, 11228 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı.
  • 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanunu.
  • 21/6/2005 tarihli ve 25852 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan, 2005/9013 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı eki Madencilik Faaliyetleri İzin Yönetmeliği (mülga).
  • 6/11/2010 tarihli ve 27751 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Madencilik Faaliyetleri Uygulama Yönetmeliği.
  • 2872 sayılı Çevre Kanunu, 6831 sayılı Orman Kanunu, 4342 sayılı Mera Kanunu, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, 3621 sayılı Kıyı Kanunu.
  • 4857 sayılı İş Kanunu, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu.
  • 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu.
  • Nükleer Düzenleme Kurulu’nun 13.01.2022 tarihli ve 2022-2/2-1 sayılı Yer Lisansı Kararı; 26.01.2023 tarihli ve 2023-8/5-1 sayılı Sınırlı Çalışma İzni ve İnşaat Lisansı Kararı (Eskişehir-Beylikova Kompleks Cevher Sahası).

Bu web sitesi “olduğu gibi” sunulmaktadır. Apilex Legal, bu web sitesinde yer alan bilgilere dayanarak veya bu bilgileri herhangi bir şekilde kullanarak yapılan eylemlerden (veya eylemsizlikten) sorumlu değildir ve hiçbir durumda herhangi bir kayıp veya zarardan sorumlu tutulamaz. Bu web sitesinde yayınlanan içerik ve materyaller yalnızca bilgilendirme amaçlıdır ve hiçbir şekilde hukuki görüş olarak kullanılmamalıdır. Bu web sitesi ve içerdiği bilgiler, avukat-müvekkil ilişkisi kurmayı amaçlamamaktadır.

Önerilen Diğer Yazılar

12.05.2026

Narkotik Suçlarında Adli Arama Kararı

BİRİNCİ BÖLÜM KORUMA TEDBİRLERİ, ARAMANIN TANIMI, AMACI VE HUKUKİ NİTELİĞİ 1.1 KORUMA TEDBİRLERİ Ceza muhakemesinin amacı, ne olursa olsun maddi gerçeğe ulaşılsın düşüncesini kabul etmez. Amacı, maddi gerçeğin ne olduğunun bulunmasıdır. Bunu gerçekleştirirken hukuki barışın tesisi için mücadele eder. Koruma tedbirleri, ceza muhakemesinin amacı olan maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi ve hükmedilen yaptırımların uygulanabilmesi için başvurulan []

12.05.2026

Ceza Muhakemesinde Dijital Delillerin Hukuki Statüsü ve Hukuka Aykırılık Sorununa Kısa Bir Bakış

“Ceza Muhakemesinde Dijital Delillerin Hukuki Statüsü ve Hukuka Aykırılık Sorununa Kısa Bir Bakış“ “Ceza Muhakemesinde Dijital Deliller ve Hukuka Aykırılık” “An Assessment of the Legal Status of Digital Evidence in Criminal Procedure and the Problem of Illegality“ “Digital Evidence and Illegality in Criminal Procedure” KONUYA İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELER Bilgisayar teknolojisinin hızla gelişmesi, bireylerin ve kurumların günlük []